3 Aralık 2012 Pazartesi

Total ReKall

Buraya Total Recall ile saçmalarım diye ummuştum ama kırk yılın başı cidden " Çoğiyi olmuş yeaaaa" dediğim bir film olmuş.

Bir kere bir birinden güzel iki kadın, Kate Beckinsale ile Jessica Biel oynuyorlar. Yetmezmiş gibi üstüne Colin Farrell, Bill Nighy ve Bryan Cranston var. Vay vay vay ağalar beyler...

Konuya gelirsek, ilk çevrilmiş olan film Mars ve kurtuluşu üzerindeydi, bunun o konuyla alakası dahi yok. Hikaye tamamen dünyada ve gelecekte geçiyor. Ancak sanmayın ki ilk filme göndermeler yok, Arnold Abimizin kadın kılığında geçmeye çalışması, bir su damlasından gerçekliği anlama, ve evet "3 memeli kadın!" (hayır buraya koymayacağım, oturun filmi izleyin)
Bunların hepsi, gönderme amaçlı olarak serpiştirilmiş, iyi de olmuş.



Aksiyon, casusluk, dünyayı kurtarma üzerine filmleri seviyorsanız, kesinlikle izleyin. Yepyeni bir film izlemek için oturun ekran başına (dvdsini alın) izleyin.
Konuyu şöyle bitirmek istiyorum.
3 MEMELİ KADIN var yaaaa!


Anne o ne ki? Anne o ne ki? Zombi Zombi Zombi

Resident Evil: Retribution evet evet, aynen o... Vampir ve kurt adamlı filmleri izleyebilip ama kanlı, adam kesmeli, teen slasher filmlerden ödü patlayan biri olarak, hele ki konu zombiler olunca feci şekilde tırsan biri olarak, izleyebildiğim tek zombi filmi, hatta serisi. Zombi filmlerinden korkmama da sebep olan da, bana göre zombilerin olabilirliğinin yüksek olması (resident evil serisi bu fikri iyice ekti tabii kafama) Neyse konuya, filme geri dönüyoruz. Klasik oyun gibi ilerleyen formatından hiç bir şey kaybetmemiş. Gene bir görev veriliyor aşama aşama geçiliyor hissi hakim. Milla Jovovich her zamanki Alice, o konuda iyice iyi oldu.

güzel poster 

Özetle kötü adamlar, Red Queen'in insanlığa savaş açması, vur kır, birden önünüze atlayan zombilerle bezeli, boş vakitlere iyi gelen bir film olmuş. Görsellik olarak da gayet doyurucu olmuş. Ama tabii ki gene en güzel tarafı müzikleri olmuş, her zamanki gibi arşive alınması gereken türden. Özellikle giriş müziği insanı bulunduğu yerden alıp çok farklı diyarlara taşıyacak cinsten


Resident Evil Retribution Soundtrack Flying Through the Air by tomandandy on Grooveshark

Matruşkalar

O değil de, tamamen zarar ziyan bir şeyler izleyeyim, zamanımı boşa harcayayım derseniz Matruşka Kafalı Vampirler, ay aman Twilight Breaking Dawn: Part 2 yi izleyin. (Neden matruşka? Evet acaba neden? Vampirlerin kafası koparken bir "plop" sesi eksikti) Kabul, ergen hislerimize tercüman, bize lise yıllarımıza geri döndüren bir kitap serisi ve onun pazarlama stratejisi başarısından mıdır nedir bilemediğim (belki de bizi bağlamak için VooDoo büyüsü kullanılmıştır, kim bilir) bir de film serisinden bahsediyoruz. Kabul, yüzyılın en iyi vampir/kurtadam/aşk hikayesi değil ama en azından bu türleri sevenler için hem dalga geçip hem de eğlenebileceğimiz bir film serisiydi. Ama "artık bitse de bir daha piyasaya bu gelmese" diye de bekliyorduk.
Önceki filmler gereğinden fazla "tıraş" filmlerdi, bunda beklenmedik bir aksiyon koyarak (kitaplarını yalayıp yutmuş biri olarak sinemanın orta yerinde "ama bu kitapta yoktu" diye biraz yüksek sesle bağırmış olabilirim) durumu kurtarmışlar ama onu da gene rüyaya bağlamışlar. (Hell NO! the oldest trick) Yapacak daha iyi bir şeyiniz yoksa, ya da gül yüzlü Piemaker'ımız Ned'i hırpani vampir Garrett rolünde biraz olsun görmek istiyorsanız (tüm filmin en güzel şeyi -Bella'nın babası ve Alice'in yanısıra-) buyrun izleyin.
Ancak tüm film boyunca içinizden yükselen "Bella'nın ağzına ağzına vurmak istiyorum" hissini silemeyeceksiniz.
Ha bir de, salondan çıkarken tüm film boyunca aklımı kurcalayan bir soru oldu: "Acaba bu gece kabus görür müyüm?". Bella ile Edward'ın bebeğine CG ile ekledikleri yetişkin yüzü, tüm vampir, zombi, kurtadamlı filmlerin toplamından daha ürkütücüydü.
evlat olsa sevilmez, yeminle.

29 Kasım 2012 Perşembe

Epey Olmuş

dönüp bir aynaya baktım ki, neredeyse 2 senedir hiç bir şey yazmamışım bloga. Çok ayıp. Çok çok ayıp. Neyse bir geri dönüş yapmak farz oldu, zira bu iki senede neredeyse 10, şaka şaka lan, 50-60 film izlemişimdir. Hiç birini anlatmamışım. Çok ayıp. Çok çok ayıp...

Son Heves Bükücü: Shayamalan

O değil de uzun zamandır sessiz kaldı ancak son olarak göz zevki denen şeyi bükmeyi başaran M. Night Shayamalan'ın son şaheserini(!) izledikten sonra sessiz kalmanın anlamsız olduğunu farkettik.
Filmin başlamasıyla "Book 1: Water" yazısını görünce, dizideki sezonlarının mantığını takip edip 3 film çekileceğini anlayıp başta seviniyorsunuz. Ancak sadece başlangıçta, serinin diğer filmleri için çok fazla heves biriktiremiyorsunuz. Öncelikle "casting" denen nanenin ne kadar önemli bir konu olduğunu filmin başlangıcında Sokka ile Katara'yı görünce, daha sonrasında da Aang ile tanışınca anlıyorsunuz. Jackson Rathbone her ne kadar Sokka'nın kendine özgü sakarlığı ve şaşkınlığını (ve dahi çapkınlığını) yansıtmaya çalışsa da yaş ve görünüm olarak Sokka'dan çok uzak. Katara da diziden bildiğimiz üzere Aang'a su bükmeyi öğretecek, hatta kan bükecek kadar su bükme konusunda başarılı bir isim ancak filmde tam tersiymiş gibi gösteriliyor. Aang'ın en sevdiğimiz yanı olan sevimliliği, afacanlığı, bilgeliği, hareketliliği ve sıcakkanlılığı ise zerre kadar filme yansımamış. diziden hatırladığımız Aang yerine herşeyi fazlasıyla ciddiy alan ve sürekli somurtan bir Aang var karşımızda. Castingle alakalı olarak "Ateş Ulusu"nu ayrı bir başlık altında değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz.
O değil de, filmi castingden ayrı tutarak kurcalarsak da, bu sefer kurgu denen şeyin, karakter derinliğinin hak getire olduğunu rahatlıkla görürüz. Hiç bir karakter tam anlamıyla geliştirilememiş, Zuko'nun iç çatışmaları, İroh Amca'nın bilgeliği, Ozai'inin tutkusu yansımamış filme. Aang, Katara ve Sokka'nın esir kampındaki halleri de çok klişe olmuş. Hatta o kadar ki bir çok örneğine herhangi bir Amerikan Generalinin konuşmasından sonra gaza gelen Amerikalı askerlerin ortalığı dağıttığı binlerce başarılı ve başarısız Holivut filminde rastlarız. Tek eksik olan arka planda dalgalanan kırmızı beyaz çizgili yıldızlı bir bayrak. Dövüş sahnelerinde de bükme hareketleri o kadar az ve yavan kalmış ki bir noktadan sonra esnemeye başlıyorsunuz. Batı'nın Ejderi olarak anılan İroh Amca da en fazla hiç yoktan ateş çıkararak katkıda bulunabiliyor ki kendisi ateş bükmede en üst nokta olan şimşek bükmeyi bile becerebilmektedir.