3 Aralık 2012 Pazartesi

Matruşkalar

O değil de, tamamen zarar ziyan bir şeyler izleyeyim, zamanımı boşa harcayayım derseniz Matruşka Kafalı Vampirler, ay aman Twilight Breaking Dawn: Part 2 yi izleyin. (Neden matruşka? Evet acaba neden? Vampirlerin kafası koparken bir "plop" sesi eksikti) Kabul, ergen hislerimize tercüman, bize lise yıllarımıza geri döndüren bir kitap serisi ve onun pazarlama stratejisi başarısından mıdır nedir bilemediğim (belki de bizi bağlamak için VooDoo büyüsü kullanılmıştır, kim bilir) bir de film serisinden bahsediyoruz. Kabul, yüzyılın en iyi vampir/kurtadam/aşk hikayesi değil ama en azından bu türleri sevenler için hem dalga geçip hem de eğlenebileceğimiz bir film serisiydi. Ama "artık bitse de bir daha piyasaya bu gelmese" diye de bekliyorduk.
Önceki filmler gereğinden fazla "tıraş" filmlerdi, bunda beklenmedik bir aksiyon koyarak (kitaplarını yalayıp yutmuş biri olarak sinemanın orta yerinde "ama bu kitapta yoktu" diye biraz yüksek sesle bağırmış olabilirim) durumu kurtarmışlar ama onu da gene rüyaya bağlamışlar. (Hell NO! the oldest trick) Yapacak daha iyi bir şeyiniz yoksa, ya da gül yüzlü Piemaker'ımız Ned'i hırpani vampir Garrett rolünde biraz olsun görmek istiyorsanız (tüm filmin en güzel şeyi -Bella'nın babası ve Alice'in yanısıra-) buyrun izleyin.
Ancak tüm film boyunca içinizden yükselen "Bella'nın ağzına ağzına vurmak istiyorum" hissini silemeyeceksiniz.
Ha bir de, salondan çıkarken tüm film boyunca aklımı kurcalayan bir soru oldu: "Acaba bu gece kabus görür müyüm?". Bella ile Edward'ın bebeğine CG ile ekledikleri yetişkin yüzü, tüm vampir, zombi, kurtadamlı filmlerin toplamından daha ürkütücüydü.
evlat olsa sevilmez, yeminle.